Makine aklıyla yarışacak kadar süremiz kalmadı!

Makine aklıyla yarışacak kadar süremiz kalmadı!

Kötü haber! 

 Makine aklıyla yarışacak kadar süremiz kalmadı!

 

Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, 1958 yılında, Atatürk Üniversitesi’nde “Makine düşünebilir mi ve nasıl düşünebilir?” başlıklı bir konferas vermişti. Prof. Arf, yapay zekadan daha o zamanlar bahsetmişti. Yapay zekânın hız kazanması dijitalleşmeye bağlı veri yığınlarının ve işlemci kapasitelerinin artmasını beklemek zorunda kaldı.

 Teknoloji o kadar hızlı ilerledi ki, Erzurum’daki konferanstan 65 yıl sonra yazılan Felseverse isimli bilim – kurgu romanda, makine aklıyla yarışacak kadar süremizin kalmadığı yazıyor!

 Peki şimdi ne olacak?

 Romanın yazarı Hakan Demir, aklı tamamlayacak, hatta onu önceleyecek tek bir anahtar öneriyor; o da gelenek.  Yazar Hakan Demir, yapay zekada da treni kaçırmamak için geleneğin kodlanmasını öneriyor.

 İNSAN HABİTATINA ÇATIŞMASIZ KATILIM

 Yazar Demir, bunun nasıl yapılacağını şöyle anlatıyor:

 “Yapay zeka sistemlerinin, kusurlu, eşitsiz, feci şeylerin olduğu ve tekrar olabileceği bir dünyada, geliştirilip kullanıldığının farkında olarak hareket edilmeli. Ya kendi kaderimizi elimize almalı ya da robotları kontrol etme kapasitesine sahip olanlara teslim etmeye razı olmalıyız. Burada doğruyu yanlıştan ayırt etmenin, insanlığın geleceğini etkileyecek önemi haiz olduğu ortada. Doğruyu yanlıştan ayırmanın teorisine etik, pratiğine ahlak diyoruz kabaca. Ahlak ve gelenek, sosyal DNA’nın birbirine kenetlenmiş iplikçikleri olarak birlikte düşünülmeli. Yapay zeka etiği hakkında konuşmak, yukarıdan aşağı ya da tümden gelimci kanun ve düzenlemeler koymak yeterli değil ve tüm bunlar yalnızca bir ilk adım. Aşağıdan yukarıya da bir kültür/gelenek verisiyle Büyük Veri’yi beslemek çok önemli. Böylece tüm dünyada en küçüğünden en büyük ve etkilisine tüm yerel ve kültürel kodların da veri ailesine katılması gerekiyor. Bu yeni teknolojilerin insan habitatına çatışmasız katılımı için gerekli olduğu kadar, insanlığın kendi değerlerini temize çekmesi bakımından da çok önemli. 

 Yapay zeka ve yapay zeka etiği yalnızca yapay zeka profesyonellerini ilgilendirmez. Çalışmalarda psikoloji, felsefe, sosyoloji, teoloji, müzik, hukuk vs. pek çok  alanlardan uzmanların da olması gerekiyor.

 VERİLER, NE DERECE İNSAN DEĞERLERİNE UYGUN?

 Tüm yazılmış eserleri okumak, okuduğundan öğrenmek, ilişki kurmak, malumatı bilgiye döndürmek, gerektiğinde başvurmak vs. makineler için artık kolay. Ama, örneğin, Shakespeare, Kant, Marx ya da Yunus Emre, İbni Sina, Taşköprülüzade okumak bu makinelerin insanları öğrenmesi için yeterli midir? Ya da tüm videoları, filmleri, belgeselleri seyretmek? Daha kapsamlı, çok yönlü, etkileşimli ve hızlı bir öğrenme modeli geliştirmemiz gerekiyor. Bunu yaparken de insanı tanımlayan en etkin yapının gelenek olduğundan ve geleneğe dayanmayan kimlik olmayacağı gerçeğinden hareket edilmesi lazım. Yapay zekanın temel öğrenme materyali olan veriler, ne derece insan değerlerine uygun bir konsantrasyonda olursa ve modellere götüren algoritmalar bu değerleri dikkate alarak tasarlanırsa çıktılar da o kadar insan uyumlu olacaktır.

 “YAPILIP YAPILMAMASI BİR NİYET VE AHLAK MESELESİ”

 Dünyadaki farklı geleneklerin, kendi gelenek ve bu sırada ahlak kodlarını derleyerek bunun için kendi yetiştirdikleri aydınlarını da işin içine katarak bir dünya mozaiği oluşturmaları gerekiyor. Bu mozaiğin birlikte anlamlı bir bütün oluşturabilmesi için olabildiğince standart, fakat fonksiyonlarını zayıflatmayacak ölçüde esnek bir şablonun içinin doldurulması gerekiyor. Bu şablon doldurulurken yazılı, görsel, sözel, özellikle davranışsal, her tür veri kaynağından ve yaşandığı biçimiyle aktarılması çok önemlidir. Geleneği tüm duyuş ve duygu vektörleri ile birlikte Büyük Veri’ye aktarmak bugünkü teknoloji ile mümkün. Bunun yapılıp yapılmaması ise bir niyet ve ahlak meselesidir.”